“Sokak Köpeği Dehşeti” Kimin Dehşeti?

Elimizdeki sınırsız medya gücünü sokak hayvanlarının sorunlarına dair daha etkin kullanabilir miyiz? Sokak köpeklerinden canavar yaratmak bir sorunu çözer mi? Yoksa daha büyük sorunların önünü mü açar?

sokak köpeği

Medyanın kitleler üzerindeki psikolojik gücü tartışmasız. İnsanların pek çok konuya dair algı ve fikirleri uzun yıllardır medya iletişim araçları tarafından şekillendiriliyor. Bunun bizimle ne ilgisi olduğunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu sebeple geçtiğimiz ayın haber başlıklarından birkaçını sizler için derledim.

“Şehrin ortasında sokak köpeği dehşeti!”

“Saldırgan köpek çeteleri terör estirdi!”

“Genç adam sokak köpeklerinin saldırısına uğradı!”

Çocuk yaşlardan itibaren sokak köpeklerinden sakınılarak, ısırır, saldırır diye korkutularak büyütülen nesillerin, bir de bu şekilde yoğun bir manipülasyona maruz kalınca bizlerin birer canavar olduğumuza inanması hiç de şaşırtıcı olmaz. Aslında düzenli haber okurları, medyada adımızın daha çok şu tip haberlere konu olduğunun farkındadır:

“Çuvala konularak ölüme terk edilen köpek kurtarılamadı”

“2 köpeğin katili, adli kontrolle serbest bırakıldı.

“Sokak köpeğinin vajinasındaki el feneri ameliyatla çıkarıldı”

Demek istediğim şu ki, genel olarak bakıldığında bizler canavardan ziyade mağdur konumunda olanlarız. Değişim dilde başlar ve bu tip haberleri bizleri cani olarak gösteren tonda vermek, bu konuda dikkat çekilmesi gereken asıl noktaların kaçırılmasına yol açabilir.

Doğuştan potansiyel saldırgan köpek yoktur. Köpekleri saldırganlığa iten onlarca farklı dış etken söz konusuyken, bu etkenlere odaklanmak yerine suçu bizde aramak, sahipsiz köpeklere yönelik linç girişimlerine hız kazandırabilir, gibi endişelerim var.

Sokakta sahipsiz gezen köpek popülasyonunun sorumlusu olarak köpeklerden ziyade, hala sahiplenme kriterlerinin yasal olarak düzenlenmesine ya da üremelerinin kontrol altına alınmasına yönelik ciddi adımlar atılmaması sayılabilir.

MAZİDEKİ TRAVMALAR

Üstelik geçmişte dayak yemiş, tacize uğramış, şiddet görmüş ve dolayısıyla insanlara karşı yoğun korku besleyen köpeklerin kendilerini veya yavrularını koruma içgüdüsüyle saldırganlaşmasının suçlusu da yine köpekler değil. Genetiği değiştirilmiş köpeklere, sistematik olarak saldırganlık aşılananlara girmiyorum bile…

Bu konularda ciddi ve caydırıcı önlemler almak yerine geçici ve etkisiz çözümlerle günü geçirmek ne insanları, ne de köpekleri mutlu ediyor. Çünkü sokaklar bizler için, sizler için olduğundan çok daha büyük tehlikeler taşıyor. Sizi temin ederim ki her gün bir arabanın altında kalma, taşla kovalanma, kuyruğu kesilme, açlıktan ya da soğuktan ölme gibi türlü türlü risklerle yaşamaya bayılan hiçbir köpek yok.

Bu arada geçtiğimiz 4 Ekim’de, yani Hayvanları Koruma Günü’nde bile 14 köpek katledildi ülkemizde. Üstelik bunlar yalnızca kayda geçenler.

Bence mağdurlardan canavar yaratma çabasını bir kenara bırakıp, elindeki gücü yetkilileri bu soruna kökten çözüm bulmaya davet eden medya kazanacak. Ve önümüzdeki yıl 4 Ekim’de bunu hep birlikte kutlayacağız belki, kim bilir?

What do you think?

Paylaşan Cesur

Cesur ben. Sizlerin sokak köpeği diye tabir ettiği, (SOKÖ diye de kısalttığınızı duyuyorum hatta bazen) sokakları kendine yuva bellemiş, özgür ruhlu, ismi ile müsemma bir dört ayaklı bireyim. Bundan sonra -bir nevi türdaşlarımın sözcüsü gibi- sizlere buradan sesleneceğim.