“Hayvan Demek Doğa Demek” Bennu ve Canan Gerede ile Cumartesi Sohbeti

Güzel kalpleri ve hayvanseverlikleri ile tanına anne-kız: Canan ve Bennu Gerede ile bir sohbet gerçekleştirdik. Birçok kediye ve köpeğe aynı anda bakan bu ikili, hayvanlara olan derin bağları açısından gerçekten örnek alınacak insanlar…

Bu soru ikiniz için de: Hayvanlarla insanların arasındaki bağı nasıl tanımlarsınız?

Bennu: Bu hayvanlara değil insanlara bağlı bir şey; çünkü hayvanların sezgileri ve içgüdüleri o kadar yüksek ve yoğun ki hemen her şeyi anlıyorlar. Onları sevmeyen, onlardan korkan ve hatta tiksinen, yanlış eğitilmiş ve çocuklukta travmalar yaşamış insanları sezebiliyorlar. Normal şartlarda hayvanlar ve insanların arasında muazzam bir bağ var, yeter ki insan buna açık olsun. Öte yandan insanlar bütün hayvanlarla inanılmaz bir iletişim de kurabilirler. Bu olağanüstü bir şey. Hayvanları sevmeyen, onlardan korkan insanlara yazık oluyor; çünkü çok büyük bir olay, enerji kaçırıyorlar.

Canan: Hayvanların hepsi, yılan dahil, benim gerçek dostlarım. Doğduğum günden beri hep hayvanlarla yaşadım. Bilhassa kedilerin benim için çok mistik anlamları var. Onlar bizim görmediklerimizi görüyor..

Peki; sizin hayvanlarla aranızdaki bağ nedir, nasıldır? Onlarla nasıl iletişime geçiyorsunuz?

Bennu: Çok güçlü derim, tabii ki onların dilini bilmiyoruz; ama bir bakıştan, konuşmadan, hareketten… bir şekilde bir diyalogumuz var çoğu hayvanla. Kendimi çok şanslı hissediyorum ben.

Canan: Hayvanlara önce elimi uzatıp koklatırım. Güvenirlerse bana yaklaşırlar 🙂

HAYVANSIZ BİR DÜNYA DÜŞÜNEMİYORUM

Hayvanların olmadığı bir dünya düşünmenizi ve bize betimlemenizi istesek… Nasıl bir betimleme yapardınız? Sizce hayvanlar dünyaya nasıl bir enerji veriyor, neler katıyor?

Bennu: Hayvanlarımızın müthiş bir enerjisi var. Zaten dünyanın devam edebilmek için hayvanlara ihtiyacı var. Doğayı yaşatıyorlar. Çoğu hayvanın bir görevi var diye düşünüyorum. Hayvansız bir dünya düşünemiyorum. Olamaz, mümkün değil. Doğanın bir parçası onlar. Hepimiz, hayvanlar da dahil olmak üzere, bu dünyaya aitiz.

Canan: Hayvansız bir dünya çok sıkıcı olurdu. Ben evde 10 kediyle yaşıyorum: Beni hem çok eğlendiriyorlar, hem güç veriyorlar..ayrıca doğa mahvolurdu..

Peki Canan Hanım, Bennu Hanım’ın derin hayvan sevgisine şahit olmamak elde değil. Açıkçası bu konuda sizin katkılarınızın büyük olduğunu düşünüyoruz. Çocuklarınızı büyütürken hayvanlar bu süreçte nasıl bir rol oynadı?

Canan: Kızlarım doğduğunda evde tekir bir kedimiz vardı. Birlikte yatarlardı.  Çok ufak öğrendiler hayvanları sevmeyi ve onlara sahip çıkmayı.  New Yorkda gittikleri okulda da sınıflarda değişik hayvanlar besliyorlardı hafta sonları o hayvanlar eve gelirdi.

Bennu Hanım ya siz? Oğullarınız Dilan, Daren ve Miro ve Kai’yı büyütürken hayvanlarla nasıl bir ilişki kurmalarını sağladınız? Oğullarınızın hayvanlarla arası küçüklükten bu yana nasıldır?

Bennu: Babalarının köpekleri vardı, anneannelerinin zaten hep bir, iki, üç… hayvanları bu şekilde çoğaldı ve şu an 10’da kalıp sabitlendi. O yüzden hep iç içe büyüdüler hayvanlarla. Bizim de şimdi iki tane kedimiz sonunda oldu. Hep direndim; çünkü taşınma durumumuz vardı (taşındık da) ve dört çocukla çok zor olacaktı o hayvanları da yanımızda götürmek. Zaten etrafımızda çok olduğundan o eksikliği asla hissetmediler. İnanılmaz bağlılar, çok seviyorlar ve bu çok da güzel bir şey.

SOKAK HAYVANLARI PERİŞAN BİR HALDE

Tekrar ikinize birden soruyoruz: Günümüzde sokak hayvanlarının sayısı oldukça fazla. Sokağa çıktığımızda hayvanlarla karşılaşmamak imkansız. Sokak hayvanlarıyla aranız nasıl? Onlarla nasıl etkileşimlere giriyorsunuz?

Bennu: Ben normalde sokakta hedefime doğru en hızlı şekilde yürüyüp gitmek istediğim için çok fazla etrafımda olup bitenlerle ilgilenmiyorum; ama mesela yürüyüş yaptığım zamanlarda, örneğin Maçka Parkı’nda deli gibi bir sürü hayvanlar var, orada bana yaklaşan ya da gördüğüm bir hayvan olursa severim, konuşurum, ‘Ay ne tatlısın’ derim. Ve tabii bütün artık yemekleri de atmıyoruz, etraftaki hayvanlara veriyoruz. Çok önemli bu.

Canan: Sokak hayvanlarınla aram çok iyi. Onlara Nişantaş ve cıvarında insanlar, Şişli Belediyesi bakıyor.  Ben  kedilerin çoğunu tanıyorum onlar da beni. Görünce gelip günaydın diyorlar. Bahçemde en az 15 kedi var. Hepsinin evleri mamaları ve veterinerleri var.  Ama köpekler perişan. Onlar terk edilmiş. Çok yalnızlar. Aç’lar. Üremesinler diye Belediye kısırlaştırıyor. Ama sonrasında gereken besini almıyorlar, kemikleri eriyor, sağlıkları bozuluyor.

Bu sohbete dahil olan okuyuculara sokak canlarına dair ne tavsiyede bulunursunuz? Onlar için ne yapmalı, nelere dikkat etmeliyiz?

BennuBarınak yaptırabiliyorsak yaptıralım, yemek sürekli verilsin… Tabii her şey maddiyatla da ilgili. Varsa imkanın o köpekleri, kedileri kısırlaştıralım; çünkü onlara yazık. Annem ne diyecek onu da dinlemek gerek.

Canan: İnsanlar bu canları terk etmesinler, el atsınlar.  Onlar koruyucu melekler, hayat kurtarıyorlar, insandan çok daha sadıklar. Engelli insana yardımcılar, içlerinde kötülük taşımazlar. Okullarda hayvanın değerini öğretsinler.  Lokantalar artıkları çöp yapacağına hayvanlara yedirsin.  Zenginler el atıp düzgün hayvan çiflikleri kursalar, daha teşkilatlı hastaneler ve veteriner eğitimine yardım etseler, VE her bölgede dolaşan tam teşkilatlı ilk yardım ambülansı olsa…

Canan Hanım öğrendiğimize göre bir köpekle talihsiz bir olay yaşamışsınız. Bizimle o olayı ve size hissettirdiklerini anlatmak ister misiniz?

Canan: Nişantaşı muhtarlığın orda yaşayan bir köpek var. Kulübesi var. Arada ona yemek götürürüm. Bir keresinde o yoktu bir başka bir köpek dolaşıyordu. Ben de yemeği onun önüne koydum. Derken öbürü geldi. Kemiğin birini ona vereyim dedim. Hayvan ağzındakini bıraktı ve parmağıma yapıştı. Kımıldamadan gözlerine baktım. Parmaktan kan fışkırıyordu. Birden parmağımı salıverdi. Koptuğunu sandım ama çok sakindim. Görenler hastaneye götürmek istediler ama parmağımı peçeteye sarıp eve geldim. Orda gereken ilk yardımı uyguladım, antibiyotik yuttum. Bennu aradığında durumu anlattım resim çekip yolladım.  Et kemikten ayrılmıştı. Bennu arkadaş bir cerrahı eve getirdi ve 3 yerden dikiş attı.  Düzelmesi 1 ay sürdü. Köpeklere sevgim değişti mi? Hayır. Hayvan haklıydı. Açtı… halen yemek yapıp götürüyorum.

SATIN ALMAK YANLIŞ

Biz, platform olarak daima ‘satın alma sahiplen’ söylemini savunuyoruz. Canan Gerede için ‘satın alma sahiplen’ ne ifade ediyor?

Bennu: Kesinlikle. Satın almak çok saçma. Bu özel cinsler çok değerli hale geldi ve para da yaptıkları için insanlar sahipleneceklerini söyleyip sonra alıp satıyorlar onları. Çok yazık, günah.

Canan: Satın alma yalnış.  Oyuncak alır gibi hayvanları alıyorlar, bıkınca atıyorlar ormanlara, dağlara, adalara..hayvan sahiplenmek istiyorsan sokaktan al. Ve 2 tane al. Fransada kanun çıkardılar: hayvanla yaşıyacaksan onun da hemcinsiyle yaşamak doğal hakkı.  Tek hayvan yasak.

Maalesef sizin de bildiğiniz gibi günümüzün en acı gündemlerinden biri hayvana şiddet. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz, neler hissediyorsunuz? Bunun bir sonu gelir mi?

Bennu: İçim parçalanıyor tabii ki. İnsan nasıl yapabiliyor bunu, nasıl? Anlamıyorum. Bizden daha güçsüz canlılara bunu yapmamız… Çok fena, çok. Çok yanlış, tuhaf denklemler var. Şöyle anlatayım: Bir kediyi sahiplendirecektik. Kedi veterinerin arka sokağında bir kutunun içine atılmıştı. Veteriner kediyi miyavlama sesini duyunca bulmuş. Tam tedavi edip sahiplendireceğiz ki kediye tecavüz edilmiş olduğunu gördük… Kurtarmaya çalıştık; ancak maalesef bir ay dayandı ve sonra öldü. Bunu yapabilen bir insanlıkla yaşıyoruz. Mümkün değil dünyanın düzelmesi. Çok fazla şiddet var. Çok fazla yanlış şeyler var: Açlık var, kıskançlık var… Huzur yok; çünkü adalet yok.
Canan: Şiddetin önüne geçmek mümkün değil çünkü artık duygu çok uzaklarda kaldı.  Psikolog Freud’un dediği gibi ‘her bebek kötü tohumla doğar. Onu iyiye yönlendirecek olan, kötülük duygularını bastıracak olan şey aile ve toplum tarafından doğru yola doğru eğitilmesidir..Doğru aile artık pek nadir; toplum ise şiddet ile besleniyor. Ne beklentimiz olabilir ki?

Peki Canan Hanım, son olarak bize hayvanlarla ilgili en ilginç hikayenizi anlatır mısınız?

Canan: Pariste ilk defa büyük bir fare ile yakından tanışmam..yazar bir arkadaşımın evinde birlikte kaldık. Farenin adı Whisky. O renkte çok güzel parlak bir kürkü vardı.  Özel banyosu vardı günde en az 3 kere suya girip yıkanırdı! Yani fare çok temiz bir hayvan: insan onu pis diye dillendiriyor, korkutarak aç bırakarak lağamlara yönlendiriyor..çok da şefkatliydi. Gelip saatlerce omuzuna oturur ve saçlarımla oynardı..Sütlü kahve çok severdi.  Arkadaşım çok kahve içerdi ve fincanları yarı dolu bırakırdı.. Bir gün Whisky fazla kahve içti ve caffein yüklemesi oldu: kalp krizi geçirip öldü… çok üzüldüm.

What do you think?

Paylaşan heymypet