‘Geçmiş Zaman Kedileri’ Yazarı Fatih Altuğ İle Sohbet

Kedi ve Kitap konulu şahane bir sohbete hazır mısın? Seni son yılların en keyifli kitaplarından birinin yazarı Fatih Altuğ ile tanıştıralım! Geçmiş Zaman Kedileri, 1800’lü yılların sonlarından 1900’lü yılların ortasına dek uzanan dönem Türk edebiyatında yer alan kedilerle ilgili metinlerin derlendiği harika bir eser. Yazar Fatih Altuğ’dan edebiyatımızda ve yazarların dünyasında kedi yansımalarına dair çok ilgi çekici bilgiler edindik.

geçmiş zaman kedileri

Sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz?

Ben, on dokuzuncu yüzyıldan bugüne uzanan modern edebiyata odaklanan bir araştırmacıyım. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimimi Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladım. Kuruluşundan kapatılışına kadar İstanbul Şehir Üniversitesi’nde çalıştım. Koç Üniversitesi ve Almanya’nın Mainz şehrindeki Johannes Gutenberg Üniversitesi’nde de çalıştım. Selim İleri’nin Kapalı İktisat novellası üzerine Kapalı İktisat Açık Metin adında bir kitabım var. Mehmet Fatih Uslu ile birlikte Tanzimat ve Edebiyat (Türkiye İş Bankası Yayınları) ve Ebru Kayaalp ile birlikte Standartlar Nasıl İşler (Küre Yayınları) başlıklı kitapları derledim. 

Son kitabınız “Geçmiş Zaman Kedileri”nde Türk edebiyatında kedilerin izini sürdüğünüzü görüyoruz. Oldukça keyifli ve değerli bir tema. Kitabı kaleme almaya nasıl karar verdiniz? 

Geçmiş Zaman Kedileri, 1870’den 1950’ye kadar olan dönemde yazılmış kedilere dair metinlerin bir derlemesi. İçinden kedi geçen hikâye ve denemeleri bir araya getirmeye çalıştım. Telif hakları ve kitabın hacmi nedeniyle tüm metinleri kapsamıyor bu derleme. Ama bu dönemde kedinin edebiyatta nasıl hayal edildiğini görmek için güzel bir imkân sunuyor. Benim metinleri tanıtan kısa sunuşumdan sonra okurlar belirli bir mantıkla dizilmiş kedi metinlerini okumaya başlıyorlar.

Bir süredir insan hayvan ilişkisinin edebiyatta nasıl kurulduğu üzerine düşünüyorum. İhvan-ı Safa’nın 10. yüzyılda yazılmış “Cinler Padişahının Huzurunda İnsanlarla Hayvanların Mahkemesi” metninden Deniz Gezgin’in Ahraz ve YerKuşAğı romanlarına, İbn Tufeyl’in Hayy bin Yakzan metninden 1950 Kuşağı öykücülerinden hayvanlara kadar uzanan bir genişlikte bu konuya dair yazdım. Öğrencilerimle, arkadaşlarımla, meslektaşlarımla bu konulara dair konuştum. Bu esnada hayvanlara dair yazılmış edebi metinleri elimden geldiğince toplamaya çalıştım. Kitap toplanan bu metinlerden doğdu.

Peki neden ‘Kedi’?  Kişisel tercihiniz mi, yoksa edebiyat tarihimizde kediler diğer hayvanlardan daha mı fazla yer kaplıyor?

Evet kedi metinleri, diğer hayvanlara dair metinlerden daha fazlaydı. Aynı zamanda kedi insan ilişkisine dair farklı perspektifler sunuyorlardı. Dolayısıyla bu metinler hem tek başına bir kitap olacak hacimdeydi, hem de bir araya gelen metinler çoğul perspektifler sunuyorlardı. Bu bakımlardan bir kitap için ideal bir konuydu. Ama köpeklerden gorillere, sivrisineklerden pirelere, kuşlardan domuzlara edebiyatımızın pek çok hayvan edebi kişisi var, onlara dair metinleri de belki ortaklıklarına göre bir araya getirerek yayınlamak istiyorum.

Kitap birbirinden güzel kedi illüstrasyonlarıyla süslü…

Süreç açısından oldukça kapsamlı bir inceleme. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının tüm dönemlerini incelemişsiniz. Çok büyük bir emek var. Ne kadar sürdü incelemeleriniz? Kitabı hazırlama sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Aslında kitapta benim inceleme kısmım çok kısa. Ben, daha çok kimi az bilinen metinleri bulma diğer metinlerle bir araya getirmeye emek verdim. Metinlerin önemli kısmı Arap harfleriyle yayınlanmıştı. Ben ve Betül Sürücü, Hüsniye Gülsev Koç, Meral Nayman Demir, Elif Derin Can, Hüsna Baka bu metinleri Latin harflerine çevirdik. Hazırlığın her aşamasında Esra Nur Akbulak’ın desteğini gördük. Metinleri tasarlamaya başlamanın 2-3 yıllık bir geçmişi olsa da fiili hazırlık bir yıl kadar sürdü.

Peki edebiyatımızda hayvanlar nasıl temsil ediliyor? Usta yazarlarımız hayvanları yarattıkları dünyaların neresine koymuşlar? Gözünüze çarpan ortak noktalar, ortak yaklaşımlar var mı?

Hayvanlar daha çok insanla hayvan arasındaki sınırı belirginleştirmek ya da müphemleştirmek için edebiyata dahil olmuşlar. Bu bakımdan kitaptaki kedi metinlerinde de ortak tema kediyle insan arasındaki refakat ilişkisi. Bazı metinlerde bu refakatin nasıl bir dostluk doğurduğu anlatılırken bazı metinlerde de insanın bu refakat ilişkisini nasıl bozduğu, eşit ilişkinin kolaylıkla nasıl egemenlik ilişkisine dönüştüğü anlatılıyor. Aynı zamanda kitapta birçok yas metni var, kedinin kaybından sonra hissedilenler de edebileştirilmiş. 

Kedi yalnızca güzellemesi yapılan bir hayvan değil, aynı zamanda tekinsizlik atfedilen, hatta bazen şiddet uygulanan bir hayvan. Kitapta bu yönleri ele alan metinler de var. Ahmet Haşim’in “Kediler Mezbahasında” metni deney amacıyla hayvanlara şiddet uygulamayı sorunsallaştırırken Halid Ziya’nın “Uzak Hatıralar” hikâyesi kedi düşmanı birisinin psikolojisini analiz ediyor.

 

İncelediğiniz dönemler arasında “Kedi” etkisi en çok hangi döneme damgasını vurmuş? Hangi edebi türde kedilere daha çok rastlanıyor?

Kitaptaki metinlerin çoğu 1910-1930 arasında yazılmış. Ülkenin savaşlar ve zorunlu göçlerle kökten değiştiği bu kriz zamanında kedi metinlerinin artmış olması ilginç. 1910 aynı zamanda Hayırsız Ada’da gerçekleştirilen büyük köpek katliamının tarihi. Hayvanlara dair duyarlılığın artışında bu katliamın da etkisi olabilir. 

Bu kitapta deneme ve hikâyelere yer verildi. Bu türler kedilere dair yazmak için de bereketli türler olduğu için ön plandalar. Ancak hem klasik Osmanlı şiirinde hem de modern şiirde kedilere dair birçok şiir de var. Bu dönemde merkezinde bir kedi olan roman görmedim ama şüphesiz romanlarda dolaşan kediler de var. Kadınlar tarafından yazılmış kedi metnine nispeten daha az denk geldim. 

“Geçmiş Zaman Kedileri”nde kediler kadar İstanbul da büyük yer kaplıyor. Kitaba konu olan tüm öyküler Istanbul’da geçiyor sanırız. O zamanlardan bu zamanlara çok şey değişti. İnsanların şehirle ve kedilerle ilişkisi bağlamında Eski İstanbul ile bugünkünü karşılaştırmanız gerekse, neler söylerdiniz?

Hepsi İstanbul’da geçiyor ama Halid Ziya’nın “Uzak Hatıralar”ının İzmir’de geçen ve eski İzmir’i anlatan çok güzel kısımları da var. İstanbul’un eski ve yeni hallerinden insan ve kedi ilişkisini hakkıyla karşılaştırmak zor, bambaşka araştırmalar gerektiriyor ama edebi metinlerdeki şehir ve kedi temsillerine baktığımızda her iki dönemde de insan kedi şehir ilişkisinin çok boyutlu ve zengin olduğunu söyleyebiliriz. Ben günümüzden farklı dikkat çekici ilişki biçimleri göremedim bu metinlerde. Ceyda Torun’un hayli ilgi gören Kedi belgeselini izleyip Geçmiş Zaman Kedileri’ni birlikte okumak iki dönem arasındaki bu süreklilikler ve farklar için güzel fırsatlar sunabilir.

Aynı karşılaştırmayı kediler ve Eski İstanbul ve bugünün İstanbul’u için de yapmanızı istesek, konaklarından sokaklarına, Eski İstanbul kediler için daha yaşanılası olabilir mi?

Önceki soruda da belirttiğim gibi iki dönem arasında bariz bir fark göremedim. Eskinin kedilere yönelik şiddetini de sezebiliyoruz edebi metinlerde. Hele 1910 köpek katliamını düşündüğümüzde eski İstanbul hayvanlar için bir cennet değildi.

Geçmiş Zaman Kedileri’nin ‘içindekiler’ kısmına bakıldığında Hüseyin Rahmi’nin egemenliği göze çarpıyor biraz. Sokağı edebiyata taşımasıyla hatırlanan yazarın bu özelliğine kedilerin etkisi olmuş mu sizce?

Hüseyin Rahmi kediler hakkında çokça yazmakla birlikte, tekrara düşmeden de yazabilmiş. Kedisinin ölümünün ardından hissettiği derin üzüntüyü, yas sürecini de yazmış, sınıfsal konumunu kaybetmiş hasta ve yaşlı kadının kedilerine gözü gibi bakması, insan kedi dostluğu üzerine de metinler üretmiş, gündelik hayattaki insani ilişkileri kedileri kullanarak da anlatmış. Hüseyin Rahmi’nin diğer metinlerinde sıkça gördüğümüz sokağın asli bir unsuru kediler ama bu kedileri anlatırken kedilere temsili görevler yüklüyor daha çok. Derlemedeki başka metinlerde de gördüğümüz kedi – kadın paralelliği kuruyor, cinsel imalarını kediler aracılığıyla dile getiriyor ya da kediler insan yoksulluğunun göstergesine dönüşüyor. Ev içindeki kedileri anlatırken çok daha ilginçleşiyor ve güzelleşiyor Hüseyin Rahmi’nin metinleri.

 

Araştırmalarınız sırasında sizi en çok şaşırtan yazar veya öykü hangisi oldu? Kısacık bahsetmek ister misiniz? 

Hakkı Süha Gezgin’in “Bir Kedi Yüzünden” hikâyesi beni en çok şaşırtan metin oldu. Kedilere saldıran birini öldüren bir kişi ölüm cezasına çarptırılacaktır. Ancak iflah olmaz bir kedi dostu olan ve insanlara karşı acımasızlığıyla bilinen cellat adamın suçunun gerekçesini öğrenince hayatında ilk defa işini sorgular. İdam mahkûmu ile cellat arasındaki özü gereği kötü ilişkiyi araya kedi sevgisini sokarak bir yakınlığa çevirmesi nedeniyle bu hikâyeyi çok sevdim.

Edebiyatımızın en kedi dostu yazarı kimmiş? Biz çok merak ettik 🙂

Benim ele aldığım dönem açısından Hüseyin Rahmi en kedi dostu yazar olarak görünüyor ama sonraki dönemde Bilge Karasu’nun kedilere dair yazdıkları çok dostça ve derinlikli tabii ki.

 

Yazıyı “bitirmeğe” oturduğum zaman bibik de yanıbaşımda olmak ister; kucağıma sığmaz, masaya çıkar, kağıdın üzerine yatmak için sessiz pazarlıklar eder kalemi tutan elimle. hele temize çekiliyorsa bu yazı, bibik makinenin kapağına girip uyumaktan da çabuk vazgeçer, makinenin işlemesini önlemeğe çalışır. uzaklaştığımı, kendisini yalnız bırakacağımı sanıyormuşçasına… yazının “ortaya çıkması”, kokumuzu değiştiriyor olsa gerek…
(Bilge Karasu, Ne Kitapsız Ne Kedisiz, 1994)

 

Sizin hayvanlarla ilişkiniz nasıl? Hayvansever okurlarımız için önereceğiniz kitaplar olur mu?

Evimde bir hayvanla birlikte yaşamıyorum ama karşılaştığım kedilere köpeklere selam vermek, onlardan selam almak çok güzel bir şey. Balkonuma gelen kargalar ve kumrularla da bir hukukumuz var. Arkadaşlarım seyahate çıktığımda onların kedilerine eşlik ettiğim de oluyor.

Bilge Karasu’nun Ne Kitapsız Ne Kedisiz’i, Deniz Gezgin’in YerKuşAğı, Onat Kutlar’ın İshak’ı ilk aklıma gelen önerebileceğim kitaplar.

What do you think?

Paylaşan heymypet